SIFIR – Tunç KILIÇ

Kitap okumayı sevmeyen biri olarak yakın zamanda okuduğum ve bende güzel bir iz bırakan Tunç KILIÇ‘ın “Sıfır” adlı kitabını sizlere tavsiye ediyorum. İstisnasız herkesin kendine pay çıkarabileceği ve hayattaki yerinizi sorgulatacak bir yapıt.

Günümüzün hastalığı olarak nitelendirdiğim “ben mükemmelim” düşüncesini yıkacak bir cümle ile karşılıyor sizi kitap “Kendini bir bok sanmazsan, kaybedecek bir şeyin de olmuyor”

-Kitabın ayracından-

Dostlarla hep aynı beş dilek için kadeh kaldırıyoruz.

Beş çabuk bitiyor, biz de sıfırlıyoruz!

Bir. Sağlığa. Çünkü sağlık yoksa, hiç bir bok yok!

İki. Özürgürlüğe. En çok da zihin özgürlüğüne. Çünkü özgür değilsen, sağlıklı olsa bile sen sen değilsin.

Üç. Kardeşliğe, dostuğa ve aşka. Çünkü tüm güzellikler sevebilmekle başlıyor.

Dört.Hayallerin peşinden gitmeye. Çünkü hayal yoksa umut da yok.

Beş. O zaman, bu zamana.

Sağlıklıyım, özgürüm,seviyorum ve hayal ediyorum.

O zaman en güzel günüm böyle olsun.

Tunç KILIÇ

Yalnızlık..

   Türk Dil Kurumu yalnızlık kavramı için, “kimse bulunmama durumu, ıssızlık, tenhalık” olarak yorumlamış ve bu durumda olan kişiye de “yalnız” demiştir.

   Yalnızlık nedir önce onu tanımlayalım isterseniz..

   “Yalnızlık insanın belirli bir mesafede, konuşunca sesini duyurabileceği bir insanın olmamasıdır.”

   Yukarıda okuduğunuz tanım muhtemelen yalnızlıktan hoşlanmayan, yalnız bir insanın size söyleyeceği tanımdır. Ancak yalnızlık bu değildir. Yalnızlık kendinizle baş başa olmaktır. Kendi kendine konuşana deli diyen bir toplumumuz var. Bu sözü söyleyen ilk kişi muhtemelen yalnızlık kavramını hiç yaşamamış çevresinde gerekli gereksiz bir sürü arkadaşı olan birisidir.

   Bana göre yalnızlık kişinin kendine yetememesidir. Eğer siz tek başınıza gülebiliyor, ağlayabiliyor, yemek yiyebiliyor ve hayattan zevk alabiliyorsanız siz yalnız bir insan değilsiniz. Eğer böyle düşünüyorsanız siz dünyada bulunan 7 milyar insanın içinde asla bulamayacağınız bir dosta sahipsiniz “kendinize”.

   Steve JOBS diyor ki,

   “Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına takılıp kalmayın. Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün, kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin. Ve en önemlisi, kalbinizin ve sezgilerinizin yolundan gidecek cesarete sahip olun. Kalbiniz ve sezgileriniz ne yapmak istediğinizi bilirler… Bunun dışındaki her şey ikinci planda.”

   Yani kendinizi dinleyin, kendinize güvenin ve ne olursa olsun hayattan zevk almaya bakın bunu başarabildiğiniz gün tek başınıza bile olsanız yalnız olmadığınızın farkına varacaksınız.

İbrahim ERTEKİN

Singularity..

   Türkçe karşılığı “Tuhaflık” olan Vernor Vinge tarafından ortaya atılmış ve süper zekanın yani yapay zekanın ortaya çıkışının ardından bir bilinmezliğe doğru gidişimizi tabir etmek için kullanılmıştır.

   İntel şirketinin kurucu ortaklarından olan Gordon MOORE’un ortaya attığı ve Moore yasası olarak adlandırılan yasaya göre “her yıl işlemcilerdeki transistör sayısının 2 katına çıkacağı varsayılmaktadır”. İnsanlığın ortaya çıkışından bugüne kadar bakarsak ateşin, tekerleğin yada yazının bulunuşu yüz yıllar hatta bin yıllar alırken odaları, binaları kaplayan bilgisayarların masalarımıza hatta ceplerimize sığacak kadar küçülmesi ve yaygınlaşması yalnızca 50 yıl sürmüştür. İnternette okuduğum bir çok makale singularity kavramını bir girdaba benzetiyor. Girdabın çapının derinlere inildikçe azalması gibi bir noktadan sonra teknolojininde sonsuzluğa ulaşılacağı varsayılmaktadır. İşte bu sonsuzluk anının ardında yatan şey belli olmadığı için tekillik tabiri kullanılır.

   Şimdi gelelim singularity denildiğinde benim aklıma neyin geldiğine..

   İnsanlar doğası gereği doğar, büyür ve ölürler. Doğduğumuz anda kendi hayat girdabımızın ilk halkasında buluruz kendimizi. Ben insanların Dünya’ya bir amaç uğruna geldiklerine ve amacını gerçekleştirdiklerinde bu Dünya’dan ayrıldıklarına inanan bir insanım. Doğduğumuz andan itibaren sorular sormaya başlarız. Sorduğumuz sorular küçük yaşlarda son derece anlamsız ve bir o kadar önemlidir. Çünkü her soru bizi amacımıza ulaştıracak birer merdiven gibidir. İlk önce çevremizdekileri tanımaya başlarız ağaçlar, kuşlar, böcekler gibi sorduğumuz sorular öğrendiğimiz bilgiler doğrultusunda daha derin belki cevapsız sorulara dönüşür. İşte bu derinlik kendi girdabımızda derinlere indiğimiz anlamına gelir. Derinlere indikçe hayatımıza bir yol belirleriz. Okuduğumuz okullar, arkadaşlık kurduğumuz insanlar, çalıştığımız işler, okuduğumuz kitaplar vb. gibi şeyler adım adım amacımıza doğru götürür bizi. Daha sonra son sorumuzu sorar son nefesimizi verir ve amacımızı gerçekleştirmiş oluruz. Girdabın son noktasında başımıza neyin geleceğini bilmediğimiz gibi hayatımız boyunca da başımıza neler gelecek bilemeyiz. İşte bu yüzden ben hayatım için “singularity” tabirini kullanmayı seçiyorum.

Girdabın sonu dediğimiz nokta ya bizim için yeni bir başlangıçsa?

       İbrahim ERTEKİN

Hayatımızdaki Yapaylık..

   İnsanoğlu nesiller boyunca hayatlarını kendi alın terleri ile devam ettirmeye çalıştı. İlk insandan bu güne kadar yemekten yaşam alanına kadar her şeyi kendi elleri ile üretti. Ancak günümüzde bir çok şey yapay zekalar tarafından yapılmaya başlandı. Bu yazımızda dün ve bu günü kıyaslayıp yarının nasıl olacağını sizlere kendi tahminlerim ile anlatmaya çalışacağım.

   İnsanlığın doğuşundan beri günümüze ulaşan ulaşmayan bir çok buluş mevcut. Bu buluşların her biri insanlar tarafından ter akıtılarak çok uzun uğraşlar sonucu günümüze dek evrimleşerek gelişti. İcatların babası olarak bilinen tekerler ilk bulunduğunda kare formda üretilmiş ve kulanışlı olmadığı görülünce yuvarlak formlara çevrilmiştir. Bir buluşun havadan inme olmayışının en büyük ispatlarından olarak ampülü örnek gösterirsek Edison günümüzde kullanılan akkor filamanlı ampülü bulana kadar binlerce kez denedi ve başarıya ulaştı. Peki sizlere soruyorum Edison ampulü tek seferde üretmiş olsaydı sizce bu kadar değerli olur muydu? yada Edison ampulü başka birine yaptırmış olsaydı Edison ismini kaç kişi hatırlardı?

   Günümüzde işlerimizi daha kolay yapmak için robotlar üretiyoruz. Onlara iş veriyor, bu işleri yapmaları için onları eğitiyor ve onların yaptığı şeyleri kullanmaya başlıyoruz. Peki robotların son 20 yılda ürettiği ve ampul , tekerlek gibi hayatımıza yerleşen kaç ürün sayabilirsiniz? Ben sizin yerinize cevaplayayım “HİÇ!”. Bunun sebebi insanlar ile robotları birbirlerinden ayıran hislerimiz , düşüncelerimiz , duygularımız , isteklerimiz , arzularımız yani bizi biz yapan, bize özgü şeylerdir.

   Günümüzde robotlara insana özgü yetenekler yüklemek için insanlar ter akıtıyor. Dün okuduğum bir yazıya göre robotlar üzerine yerleştirlen yapay sinirler ile robotların acı çekmesini sağlamaya çalışıyormuşuz. Size açı çektiren bir insana ne yapardınız? Onuda ben söyleyeyim, intikam almaya çalışırdınız. Bir gün siz bize acı çektirmeye çalıştınız diye bir robot tarafından öldürülmeye çalışacağınızı hiç düşündünüz mü? eminim bunu düşününce istemsiz bir şekilde yutkundunuz.

   Sonuç olarak yapay zekaya sahip bir çok ürün ceplerimize kadar girdi. Sanırım bir gün Siri’nin “her gün beni eğlence aracı olarak kullandın, işlerini yaptırdın. Artık sıra bende.” demesini beklemekten başka çaremiz kalmadı.

İbrahim ERTEKİN