SEN BİR HİÇSİN..!

Okumaya başlamadan önce başlığın kırıcılığı için şimdiden özür diliyorum..

Bu yazıyı bir ayna olarak düşünün içerisinde mutlaka kendinizi göreceksiniz..

Bizi ısıtan Güneş 4,6 milyar, içinde yaşadığımız Dünya ise 4,5 milyar yaşında. Sayısını ancak tahmin edebildiğimiz yıldızları ve her şeyi içinde barındıran galaksileri saymıyorum bile..

İnsanlığın 6 milyon yaşında olduğunu ve insan ömrünün ortalama 70-80 yıl sürdüğünü düşünürsek içinde bulunduğunuz dünyada hiç bir önemimizin olmadığını söylemek zor olmaz sanırım..

İçinde bulunduğumuz çağın imkanlarından olsa gerek bir şeylerden kolay vazgeçer hale geldik. Eskiden duyduğum gördüğüm mücadeleci ruhumuzu kaybediyoruz. Gençlerimize yurt dışına çıkmayı ve kendilerini kurtarmalarını öğütlüyoruz. Onlara mücadelenin hiç bir şey değiştirmeyeceğini sadece kendilerini düşünmeleri gerektiğini dile getiriyoruz.

Birlik olmak ve mücadele etmekle ilgili tüm atasözlerimizi hiçe sayıyor yalnızlaşıyoruz. En kötüsü ise gemi batarken suyu dışarı atmaya çalışmıyor, telefonlarımızı açıp bu anları sosyal medyada paylaşmakla meşgul ouyoruz.

Siz tek başınıza bu dünyada bir hiç olduğunu kabul etmediğiniz sürece en başta kendinize daha sonra ise başkalarına hiç bir şey kazandıramazsınız.

Siz tek başınıza zıplarsanız ancak kendiniz sarsılırsınız, 7 milyar insanın aynı anda zıpladığını bir düşünün isterseniz..

İnsanlardan, yaşadığınız ülkeden, yaşamaktan ve en önemlisi mücadele etmekten vazgeçmeyin..

Tek başınıza;

SİZ BİR HİÇSİNİZ..!

BEN BİR HİÇİM..!

Ancak ve ancak BİZ olmayı öğrenirsek DÜNYAYI DEĞİŞTİREBİLİRİZ..

Dip not: Bir sarı saçlı ve mavi gözlü tanıyorum, siz de tanıyorsunuz. Ben mücadele gücümü onun bizlere inancından alıyorum. Siz de onun yaptıklarını unutmayın olur mu?

Antidepresan Kullanımı..

Antidepresan ilaçları, depresyon halinden kurtulmak için kullanılan ve son zamanlarda satışı çokça artış göstermiş bir ilaç türüdür.

Merak etmeyin ben doktor değilim. Elbette size ilacın bilimsel açıklamasını yapmayacağım. 🙂

TDK depresyon kelimesini bir çeşit “ruhsal çöküntü” olarak tanımlıyor. Elbette her zaman hayat günlük güneşlik olmuyor. Hepimizin dönem dönem mutsuzluğa, korkuya ve umutsuzluğa kapıldığı zamanlar olmuştur.

Böyle hissettiğiniz zamanlar aklınıza antidepresan ilaçlarına sarılmak gelmiş olabilir.

Sizce unuttuğunuz bir şey yok mu?

Gecenin en karanlık anı güneş doğmadan hemen önce yaşanmaz mı?

Hayat zorlukla doludur ve aksini iddaa etmek mümkün değildir. Zengininden fakirine, gencinden yaşlısına herkes dönemine ve yaşantısına göre zorlukla mücadele edebilir.

Zaten bizleri olgunlaştırılan ve yaşamayı öğreten yaşadığımız bu zorluklar değil midir?

Sizlere bir hikaye anlatmak istiyorum..

Istakozların nasıl büyüdüğünün hikayesini biliyor musunuz?

Istakozlar büyüdükçe kabukları onlara küçük gelmeye ve rahatsız etmeye başlar. Bu durumda ıstakozlar kendilerini avcılardan korumak için bir kayanın altına saklanırlar ve kabuklarını çıkartıp bir süre sonra yenisini üretirler. Aradan zaman geçer biraz daha büyüdüklerinde tekrar kayanın altına girerler ve kendilerine yeni bir kabuk üretirler.

Sizce ıstakozları büyüten zaman mı?

Hayır, ıstakozları büyüten yaşadığı rahatsızlık hissidir.

Eğer biz insanlar gibi rahatsız hissettiğinde doktora gitseydi ve bir kutu antidepresan alsaydı o ıstakoz asla büyüyemez ve hep aynı kalırdı.

Antidepresanların birer maske olduğunu, sorunlarınızı çözmediğini ve her şeyden önemlisi onun bir mutluluk ilacı olmadığını unutmayın. Sorunlarınızdan kaçmak, onları görmezden gelmek sizi asla mutluluğa taşıyacak bir yöntem değildir.

Sorunlarınızın sizi büyütecek bir araç olduğunu unutmayın..

Yatağınızın altında bulunan bir canavardan kurtulmak için gözlerinizi kapatmanız yetmez cesur olup onunla yüzleşmeniz gerekiyor..

Küçük bir not: Depresan kelimesinin Türkçe karşılığı “baskılayıcı” demektir, “tedavi edici” değil..

İbrahim ERTEKİN

 

Yıl Sonu Kişisel Değerlendirmesi..

Uzun bir aradan sonra herkese merhaba,

2017 yılını kendimce değerlendirip aldığım dersleri sizlere aktarmak istiyorum zira aşağıda okuyacağınız söze yürekten katılıyorum..

Başkalarının hatalarından ders alın. İnsan bütün hataları kendisi yapacak kadar uzun yaşamıyor.”  Eleanor Roosevelt 

Bu söz doğrultusunda 2017’de yaşadıklarımı ve aldığım dersleri aktarmak için sizlerle tekrar buluşmaya karar verdim. Biliyorum yaklaşık 3 ay gibi bir süredir bloğum için bir içerik oluşturamadım. Ancak nedenini birazdan anlayacaksınız..

2017 benim için büyük umutlarla başladı aslında herkes gibi bende yeni yıla yeni kararlar alarak başladım ve herkes gibi hiç birini yapmadım.. 🙂

Hepimizin kendimiz için birer eşik olarak tabir ettiğimiz anları vardır ve bu anlar hayatımızın gidişatını iyi yada kötü olarak değiştirebilir.  İşin kötü olan tarafı ise gidişatınızı nasıl değiştireceğini eşiği geçmeden göremezsiniz.

Bir hedefim vardı ve ben başarısız oldum. Diyeceksiniz ki “bu eşik senin hayatını kötü etkiledi”. Evet bende sizin gibi öyle olacağını düşünüyordum ancak her yazımda hayal ettiğiniz hayatı yaşayın diyen biri olarak atladığım bir şey vardı.

“Benim bir hayalim vardı..”

Ve ben size son yazımda paylaştığım gibi yeniden başladım..

Yeniden Başlamanın Hafifliği..

Ben bu hayali gerçekleştirmek için uzun sürelere ihtiyaç duyacağımı düşünürken başarısızlıktan doğan zamanımı bu hayali gerçekleştirmek için harcamaya karar verdim. Eşiği aştığımda hayatımın kötü gideceği yönündeki düşüncelerim bir anda yerini heyecana ve yeniden başlamanın hafifliğine bırakmıştı.

Hayat siz planlar yaparken başınıza gelen şeydir gibi saçma bir söze katılmıyorum. Çünkü hayat siz planlar yaparken başınıza gelen şeylere nasıl tepki verdiğinizdir.

Benim her gun heyecanla çalıştığım, gözümü açtığım anda onu nasıl daha iyi hale getirebilirim diye düşündüğüm bir bebeğim var artık ve onun adı HAYAL GURUSU..

HAYAL GURUSU sayesinde ben onları mutluluğa eriştirecek olan hayallerine destek oluyor, insanları hayal kurmaya teşvik ediyorum ve sanırım ben aradığım şeyi bulmaya çok yakınım..

Ancak şunu biliyorum HAYAL GURUSU bir gün başarısız olursa ve ben “yeniden” yeniden başlamak zorunda kalırsam artık biliyorum ki geriye dönüp baktığımda neyi yanlış yaptığımı görecek ve bir sonraki adımda daha iyisini yapma cesaretine sahip olacağım..

Yaşadığınız her an hayatınızda bir nokta oluşturur. Bu noktalar ne anlama geliyor merak ediyorsanız yapmanız gereken tek şey geçmişe bakıp noktaları birleştirmektir.  Ancak o zaman neyi doğru neyi yanlış yaptınızı anlayabilirsiniz.

Yeniden mutluluğa erişmenin bir numaralı adımı başarısızlığınızı kabul edip yeniden başlama cesaretine sahip olmaktır. Bunu kabul etmediğiniz sürece başarısızlıklarınızın altında ezilmeye devam edeceksiniz.

İbrahim ERTEKİN

Yeniden Başlamanın Hafifliği..

Beni bilenler bilir..

Bilmeyenlere ise kısaca anlatmak isterim.

Ben hayatımı kontrollü yaşamaya adamış, her an atacağı adımı önceden planlamış, başına ne gelirse gelsin planı olan tiplerdenim. Ancak şu anda öyle bir noktadayım ki tüm planlarım çıkmaz, tüm ihtimaller tıkanmış durumda.

Bence böyle durumlarda insanların nefes almaya ihtiyacı oluyor. Bir şeylere zorunda olmanın yerini “yeniden başlamanın hafifliği alıyor”.

Ben öyle bir noktadayım ki her şeye yeniden başlamak istiyorum. Tüm kırgınlıklara, tamamlanmamışlara hatta başlanmamışlara. Zihinde oluşmuş ama hayata geçmemişlere.

Çünkü yeniden başlamanın hafifliğinin kattığı en güzel duygu hiç bir şeye sahip olmadığınız gerçeğidir. Hiç bir şeye sahip olmayanın korkacak bir şeyi de olmuyor.

Yeniden başlamak insanı özgür hissettiriyor. Hayır demeyi, sadece hayallerinizin peşinden koşmayı öğretiyor.

Ben yeniden başlıyorum hayata, peki bunu nasıl yapıyorum?

Hata yapmaktan korkmuyorum artık, çünkü özgürüm. Yeniden başlayacak ve hayallerimin peşinden gidecek kadar cesur hissediyorum. Her zaman söylediğim gibi; mutluluk, yapmak zorunda olduklarınızda değil, hayallerinizde gizlidir. Yalnızca hayalleriniz size hayat amacınızı bulmanızda yardımcı olacak.

– Hayat Amacı nedir diyorsanız daha önce yazdığım yazıyı okuyabilirsiniz.-

Size tavsiyem eğer artık kuracak planınız kalmadıysa, tüm yollar tükenip çıkmaza geldiyseniz duvarları yıkıp devam etmeyin. Unutmayın o çıkmaza kendinizi sokan yine kendiniz oldunuz. Pes de etmeyin, her çıkmaz sokağın aslında bir geri dönüşü vardır. Geri dönün ve o noktadan yeniden başlayın. Bu süreçte yeni bir “siz”i keşfedecek, kendinizi daha iyi tanıyacak ve yeni hayatınızda neleri isteyeceğinizi bileceksiniz. Bazen kaybetmek, kazanmaktan daha çok şey katar insana. Yeniden başlamanın en güzel hissi ise başaracağınıza daha çok inanmanızdır..

Ve size benden bir sır..

Bazen hata yaptığınızı kabul etmek hata yapmadığınızı göstermenin en iyi yoludur. Çünkü kabul etmek yeniden başlamanın ilk aşamasıdır. İnandığınız yoldan ayrılmayın ancak inandığınız yolda yeniden başlama cesaretine sahip olun. Mutluluk belki keşfetmediğiniz yollarda gizlidir..

-Bu yazı ile yeniden başladığımı ve farklı yollar aradığımı bilmenizi istiyorum. Tüm küslükleri geride bırakıyorum. Tüm hayatımda olduğu gibi sizlere ulaşmamı sağlayan bu sitede de değişiklikler olacak. Yakında görüşmek ve yeniden başlamanın cesaretine sahip olmanız dileklerimle…-

İbrahim ERTEKİN

Düşmek..

Düşmek deyince aklınıza ne geliyor?

TDK düşmek fiili için “Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek” diyor.

Ancak düşmek bir hareketten çok öte bir kavramdır. Ayağımız takılır düşeriz, birisi iter düşeriz, tutunamayız düşeriz..

Düşeriz de düşeriz..

Zaten hep derler ya çocuklar düşe kalka büyür diye. Bu söz yeterli değildir. Bence insanlar düşe kalka olgunlaşır demek daha doğru olacaktır. Daha ilk yaşımızda bir hedefe ulaşmak için yürümeye çalışırız, yürüyemez düşeriz canımız yanar. Yürümek yetmez hedefimize hızlı ulaşmak için koşarız yine düşeriz.

İnsanlar hep düşer mi?

Evet. İnsanlar hep düşer.

Çünkü düşmek yürümekten ve koşmaktan önemlidir. Çocukken bunun farkında olmayız ancak her düşüş bize şunu söyler..

“Hedefine gitmek için yürüdüğün/koştuğun bu yol asla düz olmayacaktır. Eğer hedefine ulaşmak istiyorsan düşmeyi göze alacaksın. Kanayan dizlerin, acıyan yerlerin seni hedefinden vazgeçirecekse koşma. Bu yol sana göre değil”

Bunu amaçsızca koşarken değil de, düşmenin diz kanatmaktan öte kalp kanattığını gördüğümüzde öğreniriz.

Hedefe giden yollar; karanlık, bozuk ve virajlıdır. Her şeyi yaparsınız, tüm zorlukları aşarsınız, zamanınızı harcarsınız ve virajı dönersiniz..

Dönebilirseniz tebrikler hedefinize ulaştınız. Ancak dönemezseniz işte o an düşmenin ne olduğunu anlarsınız..

Bu anlattıklarımı hepimiz zaten yaşadık. Biliyorum ki okudukça aklınıza düştüğünüzü düşündüğünüz anlar geldi. Asıl söylemek istediğim ise düştükten sonra ne yapacağınız.

Düşmek hayatın kaçınılmaz gerçeğidir ve önemli olan düşmek değildir. Kanayan dizinizin hedefinize olan inancı kırmasına izin vermeyin. Çünkü kalkabilmenin ilk aşaması inanmaktır. Kalktığınızda diziniz acıyacak, sendeleyeceksiniz. Bu aşamada ise planınız olsun. Bu plan size hedefinize giden yeni yollar açacaktır. Tek düşenin siz olmadığını unutmayın. Farkınız düşmek değil kalkabilmektir. Çünkü herkes düşer ama herkes kalkamaz.

Ve her şeyden önemlisi demirin sıcaklığından şikayet etmeyi bırakıp, şekil verebilmek için daha sert vurun..

İbrahim ERTEKİN

 

Zaman..

İçinde bulunduğumuz bu zamanlarda sanırım öğrenmesi en kolay bilgi saatin kaç olduğudur. Telefonlarımızda, kolumuzda, televizyonda, bilgisayarda, tablette vs. güneşin konumundan bile saatin kaç olduğunu öğrenebiliriz. Ancak dikkatinizi çekmek istediğim nokta öğrenmesi bu kadar kolay bir şeyin nedense kıymetinin tükendiğinde anlaşılması.

TDK zaman kavramı için bir çok tanım yapmış ancak benim en çok dikkatimi çeken tanımı “Belirlenmiş olan an” oldu.

Tanım oldukça felsefik ancak yinede biraz açmak istiyorum.

Belirlenmiş olan nedir?

Belirlenmiş olan bilinen, planlanan anlamına gelir.

Gerçek şu ki zaman bizim için saattin kaç olduğundan çok daha fazla anlam taşıyor

Zaman kavramı ünlü fizikçilerden olan Isaac NETWON ve Albert EİNSTEİN’in de dikkatini çekmiştir. İlk olarak Newton zamanın herkes ve her yerde sabit olduğunu söylemesiyle dikkatleri üzerine çekti. Daha sonra EİNSTEİN ise bunun doğru olmadığını ve zamanın değişken olduğunu savunmuştur. Daha sonra bu savunması görelilik yasası olarak kabul edilmiştir.

Sanırım bununla ilgili verebileceğim en güzel örnek şudur,

Bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Arabaya bindiniz saate baktınız örneğin saat 13:00. Yola koyuldunuz gittiniz, gittiniz, daha çok gittiniz sanki saatler geçti ve o an saate baktınız.

Saat o anda henüz 13:10.

Aynı yolculuktan dönüyorsunuz ve yine arabaya bindiğinizde saate baktınız. O an da saat örneğin 13:00 olsun.

Eminim ki bir sonraki saate bakışınızda çoktan varmışsınızdır. Zamanın nasıl geçtiğinin farkında bile olmazsınız.

Hayatta böyledir. Giderken sanki hiç geçmeyecek gibi ancak geriye dönüp baktığınızda sanki hiç yaşanmamış gibi gelir. Kendimden örnek vereyim ve biliyorum ki bu konuda yalnız değilim. “Çok uzun zaman olmadı” bundan 4-5 yıl önce ne zaman 18 yaşına girip reşit bir birey olacağımı neredeyse parmak hesabıyla hesaplardım ve asla olamayacağım derdim. Doğum günüm gelse de bir yaş daha atlasam artık derdim. Şu anda ise 21 yaşımdayım ve reşit olalı 3 yıl oldu. Son 3 yıldır ise doğum gününü kutlamak içimden gelmiyor. Çünkü artık çok iyi biliyorum ki her bir doğum günü zamanımdan azalan 1 yıl demek.

Bu hisleri eminim ki sizlerde yaşıyorsunuz. Zaten önemli olan bu noktadan sonrası.

Evet zamanımız kısıtlı ancak güzel olan şu ki zamanımızın miktarını biz belirlemesek bile onu nasıl yaşayacağımız bizim elimizdedir.

Öyle insanlar tanıyorum ki sorunları 1 kibritin alevi kadar iken ellerinde ki kağıtlarla kibritin alevi yardımıyla yangın çıkartmaya çalışıyorlar. Sanki üzgün olmak onları hayata bağlayan tek şey gibi. Halbuki bir üf deseler hiç bir sorun kalmayacak. Bu süreçte kaybettikleri zamanın farkına vardıklarında ise elleri, yüzleri çoktan yanmış oluyor.

Yaşarken anlayamıyorsunuz. Keşke diyorsunuz keşke zamanımı üzülerek yada boşa geçirmeseydim ancak zaman öyle bir kavram ki para gibi çalışıp kazanılmıyor.

Ben istiyorum ki zamanımı dolu dolu geçireyim. Her gün yeni bir şey keşfedeyim, bir şeyler öğreneyim.Bu günüm, dün; yarınım ise bugünüm gibi olmasın.

Sizde benim gibi düşünüyorsanız takıntılarınızdan vazgeçin, önemsiz üzüntülerinizi bir üf diyerek yok edin, değmeyecek insanlar için hak ettiklerinden fazla zaman harcamayın, her gün yeni bir şey öğrenin, küçük şeylerle mutlu olun, kendiniz için harcanan zamanın boşa olmadığını unutmayın.

Ölümden dönen insanlar hep derler ya yaşadıklarım gözümün önünden geçti diye, umuyorum kalan zamanıma o kadar çok şey sığdırırım ki yaşadıklarım gözümün önünden geçerken zamanımı boşa geçirdiğim boşluklar görmem.

Geçte olsa zamanın bu dünyada en nadir bulunan şey olduğunun farkına varın. Varın ki kalanını dolu dolu geçirme şansınız olsun..

İbrahim ERTEKİN

Geleceği Görmek İster misiniz?

Yazıma başlıkta da okuduğunuz gibi soru sorarak başlamak istiyorum.

– Sakince, yavaş yavaş ve sindire sindire okuyunuz..-

Geleceğinizi görmek ister misiniz?

Her şeyden önce sizce gelecek nedir?

Gelmesini beklediğimiz mi yoksa ansızın başımıza gelen mi?

Peki gelecek beklenilen bir şey ise neden insanoğlu başına gelecekler için önlem almıyor?

Yada önlem alırsak onları yaşayamayacak olmamızdan mı korkuyoruz?

Siz başınıza kötü bir şey geleceğini bile bile onu yaşamak ister miydiniz?

Aksine gelecek bilmediğimiz bir şey ise neden geleceğinden emin gibi gelecek diyoruz?

İnsanoğlu yarının bilinmezliğine hayrandır. Bu yüzden hiç ölmeyecek gibi yaşarız çünkü öleceğimizi düşündüğümüz anda gelecek bilinmeyenden çıkıp bilinen bir olgu haline gelir ve hayattan zevk alamaz oluruz.

Dün yaşandı, bugün yaşanacak ancak gelecek her zaman bilinmez kalacak. Bu yüzden dün yaşanan şeyleri bugüne taşıyarak yarının bilinmezliğini kirletmenize izin vermeyin. Hayattan zevk almanın en güzel yolu her sabah yeni doğmuş gibi uyanmakta gizlidir. Evrende sonsuz bilgi mevcuttur bu yüzden daha keşfedecek çok şey var. Bırakın dün dünde kalsın ve unutmayınız..

Hayatın güzelliği yarının bilinmezliğindedir.

Ayrıca cevabını bildiğiniz sorular sormayın. Çünkü en güzel cevaplar, cevabı bilinmeyen sorularda gizlidir..

İbrahim ERTEKİN

İknanın Dehası Olabilirsiniz..

Başlık sizlere çok iddialı gelmiş olabilir ancak sizlere çok iyi bildiğiniz hatta belki özenle kullandığınız bir kaç özelliğinizi bir araya getirerek karşınızdaki insanları nasıl ikna edebileceğinizden bahsedeceğim. Daha doğru bir ifade ile Yunan mitolojisine göre iknanın üç altın kuralını sizlere aktaracağım.

Ethos, Logos, Pathos.

Ethos; Türkçe’mize “Etik” olarak geçmiştir. Etik sahip olduğunuz sınırları, koruduğunuz değerlerinizi ifade eder. Etik sahibi kişiler kendilerine sınırlar çizerler. Bu sınırlar yapacakları yada yapmayacakları şeyleri seçmelerine bir yol haritası oluşturmalarına yardımcı olur.

Logos; Türkçe’mize Lojik yani “Mantık” olarak geçmiştir. Mantık bir çeşit düşünce şeklidir. Mantık ile verilmiş kararlar duygulardan uzak elinizdeki verilere göre ortaya çıkmış ve gerçekçidir.

Pathos; Türkçe’mize “Empati” olarak geçmiştir. Empati karşınızdaki anlama gücüdür. İkili ilişkilerde karşı taraftan kendinize bakabilmek son derece önemlidir. Bu sayede karşınızaki kişinin sınırlarını ve isteklerini öğrenebilir ve verilere göre bir istekte bulunabilirsiniz.

Gelelim bu üç altın kuralı nasıl birleştireceğinize.

Öncelikle isteklerinizi bilmelisiniz. Bu isteklerinizi “mantığınız” ile düşünürseniz karşı tarafın bu isteği gerçekleştirme ihtimalini arttırmış olursunuz. Aynı zamanda bir istekte bulunacağınız kişinin sınırlarını hesaba katmalısınız. Bunun için ise “empati” kurabiliyor olmanız gerekli. Aynı isteği biri sizden isteseydi nasıl tepki verirdiniz? Bu sorunun cevabını kendinize verin ve bu ölçüde isteklerinizi sınırlayın. Son olarak ise istekleriniz “Etik” ilkeleriniz çerçevesinde olmalı. Sizden beklenmeyen bir isteğin karşı tarafta bir şaşkınlık yaratabileceğini ve bu isteğin üzerinde daha fazla düşünmeye iteceğini unutmayın. Daha fazla düşünürse reddetme eğilimini arttırmış olursunuz.

İbrahim ERTEKİN

Hayatınızın Sayı Doğrusu..

Evren Sayılardan İbarettir..

Bu söz Yunan matematikçi ve filozof Pisagor’a aittir. Kendisi evrenin ve dolayısıyla hayatlarımızın temelinde sayıların olduğunu düşünüyor.

İlk bakışta bu fikir sizlere saçma gelebilir. Ancak birazdan sizlere ne kadar anlamlı olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Sayı doğrusu; “0” (sıfır) noktasını referans alarak sonsuza giden sayıların dizildiği bir çizgiyi ifade eder.

Bu doğru üzerinde “0” (sıfır) noktası bizim dünyaya gözlerimizi açtığımız noktadır. Daha sonra her yıl kendi sayı doğrumuza bir nokta ekleyerek yaşamaya devam ederiz.

İşte bu nedenle evren sayılardan ibarettir sözü bu yazımın ana fikrini oluşturmaktadır.

Peki nokta nedir?

TDK “nokta” kelimesini “Çok küçük boyutlarda işaret, benek” olarak tanımlıyor.

Onca yaşanmışlıklar, acılar,  çekilen çileler, sevinçler, mutluluklar kısaca her şey aslında o doğru üzerine eklediğimiz noktalar kadardır.

Geçen yıllara ve yaşananlara nokta dediğimde ne kadar basit geliyor değil mi?

Aslında yaşadığımız hayatta noktalar kadar basittir. Ayağımızı masaya vurduğumuz da, her şeyden çok istediğimiz şeyler karşısında hayır cevabını aldığımızda yada acı çektiğimiz de zaman bizim için durma noktasına gelir buna karşın her gülümsediğimiz an sanki yaşanmamışcasına hızlıca geçer gider. Ancak genele baktığınızda her yaşadığınız yıl için sizin sayı doğrunuza yalnızca 1 adet nokta eklenir. Bu eklenen noktalar ise bir araya gelerek sizin yaşamınızın sayı doğrusunu oluşturur.

Kaç noktaya sahip olacağınızı bilemezsiniz. Bu yüzden yaşadığınız kötülükleri ya da başımıza bunlar da mı gelecekti? Zaten bir sürü derdimiz vardı dediğiniz anılarınızı ne olursa olsun keşke hiç yaşamasaydım demeyin. Yaşadığınız her iyi yada kötü olay zaten çok az sayıda olan noktalarınızı oluşturuyor. Noktalarınızın kıymetini bilin.

Yazımı son bir soruyla bitirmek istiyorum. Yaşadığınız tüm kötülükleri hayatınızdan çıkartmak ve unutmak için, noktalarınızdan birkaçını vermeyi kabul eder miydiniz?

İbrahim ERTEKİN

 

İçinizdeki “Potansiyeli” Keşfedin..

TDK potansiyel kelimesini, “Gizli kalmış, henüz varlığı ortaya çıkmamış olan” şeklinde tanımlıyor.

TDK’ya katılıyorum. Potansiyel, bir çoğumuzun içinde bulunan ama açığa çıkartamadığımız özelliklerimizi temsil ediyor.

İlk adımlarımızı atmaya başlamamızın ardından sürekli bir başarı telaşına gireriz. Bu başarı telaşı ile bir çoğumuz ilk defa okul hayatında tanışır. Daha yüksek not almak için. Daha hızlı soru çözmek için vs..

Küçük yaşlarda edindiğimiz bu “başarı” açlığı arka arkaya başarısızlıkla sonuçlanırsa sonsuza kadar denemekten korkar hale geliriz. Üzücü ancak ister okul içi isterse okul dışı aile eğitimi olsun bizleri başarılı olmaya mecbur kılar.

“Hayat başarılarımızdan ibarettir.”

İlk okuduğunuzda doğru olduğunu düşünüyorsunuz. Çünkü başarısızlıklar asla hatırlanmıyor.

Bir soru soralım o zaman. Başarılı olmak için ne yapmak gerekiyor?

(Cevabı biraz düşünün ondan sonra okumaya devam edin.)

Aklınıza ilk gelen şeyler bence şunlar; Çok çalışmak, daha çok çalışmak ve daha daha çok çalışmak. Eminim bir çoğunuzun aklına “Denemek” gelmemiştir.

Başarılı olabileceğinizi anlamanızın tek yolu denemektir. Herkesin içinde bir potansiyel mevcuttur. Bunu keşfetmenizin tek yolu ise denemektir.

Anonim bir söz der ki; Bir şeyi denemeden, yapıp yapamayacağınızı bilemezsiniz.

2. olmaktan korkmayın ve şunları unutmayın;

Usain BOLT ilk 100m yarışında rekor kırmadı.

Warren BUFFET ilk yatırımında milyarder olmadı.

Einstein ilk denemesinde atomu parçalamadı.

Edison ilk denemesinde ampulü icat etmedi.

Hepsi farklı alanlarda örnekler olsada hepsinin bir ortak yönü mevcut. Denemekten ve başarısız olmaktan hiç bir zaman vazgeçmediler.

Onları başarıya götürende zaten bu oldu.

Benim sizlere tavsiyem, çok hızlı koşabilmek için düşmeyi göze alın. Çok iyi yemekler yapmak için yaktığınız yemekleri umursamayın. Başarısızlık sizlere bir gün başarıyı getirecektir.

O yüzden bahaneler üretmeyi bırakın.Yaşınız kaç, durumunuz ne olursa olsun ayağa kalkın ve başarısızlığı umursamadan denemeye başlayın. Bir gün başarılı olacağınızdan emin olabilirsiniz.

İbrahim ERTEKİN